Gazi GÜNDÜZALP

13 Temmuz 2009 Pazartesi 17:50 gokaygun

Gazi Gündüzalp Osman Bey’in dedesi, Ertuğrul Gazi’nin Babası, Hayme Ana’nın eşidir.

Oğuzların Kayı aşiretinin damgası lYl şeklinde yanlarda iki ok ile ortada bir yaylı oktur.

Kayı’nın manası muhkem, kuvvet ve kudret sahibi demektir.

Türk boyları göç esnasında değişik yönleri ve yolları tercih etmişlerdir. Kayı boyu da dokuzuncu asırdan sonra Aral havzasından hareket edip Ceyhun’u geçerek Horasan’a, oradan Azerbaycan ve Ahlât’a, oradan da Hasankeyf ve Harput’a daha sonra da I. Alaeddin Keykubad (1219–1236) tarafından kendilerine verilen Ankara’nın batısındaki Karacadağ bölgesine bilahare de   III. Gıyaseddin Keyhüsrev (1264–1283) tarafından kendilerine kışlık  ve yazlık olarak tahsis edilen Söğüt ve Domaniç bölgesine vararak 3500 km. kadar olan göçü tamamlamışlardır.

Kayı boyu bahsedilen göçü onücüncü yüzyılın ikinci yarısında 400 çadır ile, boy beyi Gazi Gündüzalp yönetiminde yapmıştır.

Gazi Gündüzalp’in eşi Hayme Ana olup; Sungurtekin, Gündoğdu, Ertuğrul ve Dündar adında dört oğlu vardır.

Anılan göç sırasında Gazi Gündüzalp Ankara’nın Beypazarı İlçesi Hırkatepe Köyü’nde Rumların yaptığı bir baskın sırasında şehit olmuştur. Mezarı buradadır ve tarih boyunca korunarak adına yakışır şekilde türbe haline getirilmiştir. Köy halkı askere gönderdikleri gençlerini hep birlikte dua ile buradan uğurlamış, hacet bayramı ve yağmur duası törenlerini burada yapmışlardır. Bu töre bugün de böyledir.

Caber kalesi yakınında mezarı bulunan Süleyman Şah’ın Gazi Gündüzalp ile aynı kişi olduğu söylenmektedir. Zira birçok Türk büyüğünün ayrı ayrı yerlerde türbe makam mezarları vardır. Lozan Antlaşması'na göre Caber kalesi yakınındaki Süleyman Şah türbesi Türkiye'ye bırakılmış ve burada Türk askeri birliği bulundurmak ve Türk Bayrağı çekmek hakkı verilmiştir. Bu konuyu tarih araştırmaları sonuçlandıracaktır.

Hırkatepe Köyü göç yolu üzerinde, Köroğlu Dağlarının uzantısı Aladağ ve Keltepe’nin güney eteklerinin paralelindeki derin vadidedir. Baskın yeri olarak uygundur. Hırkatepe Köyü’ne Elmabeli(1.125 m.) geçidi ile ulaşılır. Gazi Gündüzalp şehit olduğu yerde toprağa verilmiş, mezarının bulunduğu yere Kayı boyundan 40 kişi bırakılmış, mezara sahip olmaları ve orayı yurt tutmaları sağlanmıştır. Daha sonra Gazi Gündüzalp’in mezarını ziyarete gidenlerin ve gelenlerin Kırka gidelim, Kırka varalım, Kırka’dan geliyoruz demeleri dolayısıyla köyün adı Kırka olarak söylenegelmiş ve benimsenmiştir. Cumhuriyet öncesi ve ilk yıllarında ‘Kırka Köyü’ olarak anılan köy, önce ‘Hırka Köyü’ ve 1964 yılında da resmî kayıtlarda Hırkatepe Köyü olarak bugünkü adını almıştır. Ancak, köy sakinleri nerelisin diye sorulduğunda Kırkalıyım diye cevap verir, çevre köyleri de  bahsi geçtiğinde halen Kırka olarak anarlar.

Gazi Gündüzalp’ten sonra Kayı boyunu Hayme Ana ve oğlu Ertuğrul selametle göç ettirmiştir. Her Türk Hayme Ana’yı ana bilmiştir. Hayme Ana oğlu Ertuğrul Gazi’ye rehber olmuş, torunu Osman Beyi de BEY olarak yetiştirmiştir. Osman Bey de adını verdiği büyük Türk Devletini kurmuştur. Hayme Ana'ya türbe yapılmış, Ankara'nın bir ilçesine <Haymana> adı verilmiştir. Kütahya İli Domaniç İlçesi Çarşamba Köyünde eylül ayının ilk haftası pazar günü her yıl törenlerle anılmaktadır.

GAZİ GÜNDÜZALP TÜRBESİ

Gazi Gündüzalp’in türbesine tarihte olduğu gibi bugün de hürmet edilmektedir. Türbenin bakımını köyde yaşayan en yaşlı Gündüzalp üstlenmekle beraber; tüm köy halkı türbenin bakım ve onarımında yer almaktadır. Bugün de köyde yaşayan Fatma GÜNDÜZALP ve Zehra GÜNDÜZALP türbenin temizlik başta olmak üzere rutin ihtiyaçları ile ilgilenmektedirler.

(Not: Fotoğrafların orjinal hallerini görmek için üzerlerine tıklayınız.)

Gazi GÜNDÜZALP Türbesi'nin önceki hali;

Türbenin eski hali

Gazi GÜNDÜZALP Türbe'sinin mevcut hali;

Türbenin yeni hali

Gazi Gündüzalp türbesinin eskiyen ahşap+saç yapısı yerine Devlet tarafından taş+beton ile yeni bir bina yaptırılmıştır. Ankara Valisi Yahya GÜR türbenin yeniden inşası için maddi olarak ve yapılacak  düzenlemelerle bizzat ilgilenmiştir. Türbenin açılışı da 12.06.2001 tarihinde Başbakan Yardımcısı Dr. Devlet BAHÇELİ tarafından yapılmıştır.

Resimlerdeki türbenin eski görüntüsündeki halini -köy halkının da katkılarıyla- türbenin sorumluluğu kendisinde olan Ömer GÜNDÜZALP yaptırmıştı. 1955-1960 yıllarında, kendisinin de köy muhtarı olduğu dönemde ismini hatırlamadığı Beypazarı Kaymakamının türbeye ait birkaç sayfalık ferman-kitabı alıp, tercüme ettirmek üzere İstanbul’a götürdüğünü, bu arada türbenin Devlet tarafından yaptırılması gerektiğini ve türbe arazi tapusunun Devlete hibe edilmesini istediğini, türbenin arazi tapusunu üzerinde bulunduran amcasının eşi Emine GÜNDÜZALP’in de türbenin yapılacağı bina yerini -diğer kısmı kendisinde kalmak üzere- tapuda Devlete hibe ettiğini, ancak 1960 ihtilalinin araya girmesiyle bu çalışmaların sonuçlanmadığını söylemiştir. Yıllar sonra bu çalışmalar sonuçlandırılmış, Gazi Gündüzalp’in şanına layık bir türbe inşa edilmiştir.

Her yıl haziran ayının ikinci haftası pazar günü <Hırkatepe Köyü Gazi Gündüzalp'i Anma ve Hacet Şöleni> adıyla Gazi Gündüzalp türbesinde şölen/tören yapılır. Bu törene çevre köylerden, Beypazarı ve Ankara'dan misafirler ile resmi makam zevatı da iştirak ederler.      

Gazi Gündüzalp türbesindeki şölenin bugün uygulanan şekli ile geçmişteki arasında özlemle yâd edilen değişiklikler olmuştur. Geçmişte şölen cuma günü yapılırdı. Sabah erkenden köy erkekleri türbede toplanır, köy halkının bağış yaptığı 40-50 kuzu hayır duaları ile kesilir, pişirilirdi. Köyün kız/erkek bütün çocukları imamın peşinde türbeden başlayarak köyün diğer iki mezarlığını ayrıca köyümüzün -arka dağ yamacında– Erenler tepesinde bulunan aşağı dede ve yukarı dede diye bilinen mevkileri de dolaşarak tekrar türbeye dönerlerdi. Bu gezi yapılırken imamın hayır duasına çocuklar hep bir ağızdan <âmin> çekerler, âmin sesi tüm vadiyi sarardı. Şölenin kuzu eti de, pirinç pilavı da türbede erkekler tarafından pişirilirdi. Okunan mevlidi şerif ve hatim dualarının ardından -özellikle yağmur duası- yemeğe oturulur ve önce büyüklerin nezaretinde çocuklar doyurulur veya çocuklar büyüklerin sofralarına dağıtılır hep birlikte yenirdi. Pişen et ve pilav hazır olarak kadınlara verilir onlar da kız çocukları ile birlikte yerlerdi. Yemeğin tatlısı da tahin helvasıydı. Son yıllarda köyde kuzu kalmayınca diğer alternatifler gündeme gelmiştir. Kuzu olsa kesip yüzecek, pişirecek, suyuna pirinç salacak o tecrübeli insanlar ahirete göç etmişler, kendileriyle birlikte birçok güzelliği de alıp götürmüşlerdir. Mezarları nur, mekânları cennet olsun. Bizim sahip olamadığımız güzellikleri onların orada yaşamalarını umuyoruz. Bugün yemekler aşçı tarafından yapılmakta, kuzu yerine büyükbaş hayvan eti kullanılmakta, diğer lezzetlerle birlikte gözlerden çok gönüller köy bazlamasını aramaktadır. Köy camiinde okunan mevlidi şerif, hatim ve yağmur duasının ardından, Gazi Gündüzalp türbesi ziyaret edilmekte, dönüşte köy ilköğretim okulu bahçesinde şölen yemeği yenilmektedir. Yemeğin tatlısı da tahin helvasından burma veya kesme pişmaniyeye dönüşmüştür. Yemek, günümüzün modern yaşantısına uygun olarak poliüretan kaplarda self servis olarak ikram edilmektedir. Yapılan bu şölen yurdumuzun her insanına açık, her vatandaşımız davetlidir. Ankara eski milletvekili Şevket Bülent YAHNİCİ, <Osmanlı torunu, Türk evladı olarak ömrüm boyunca, sağlığım elverdikçe şölene geleceğim> demiş ve şölenlere her yıl katılmıştır.

ULAŞIM :

Ankara - Beypazarı Karayolu Haritası;

Ankara - Beypazarı Karayolu Haritası

Beypazarı - Hırkatepe Köy Yolu Haritası;

Beypazarı - Hırkatepe Köy Yolu Haritası


Yazan: Mehmet GÜNDÜZALP

Kategoriler:  
  E-mail | RSS YorumlarRSS comment feed

HIRKATEPE KÖYÜ

13 Temmuz 2009 Pazartesi 17:49 gokaygun

Hırkatepe Köyü Ankara İli, Beypazarı İlçesi, Köroğlu sıradağlarının güneydeki ilk sırası üzerinde, 40.18 enlemi, 31.92 boylamı koordinatlarında ve 825 m. râkımındadır.

(Not: Fotoğrafların orjinal hallerini görmek için üzerlerine tıklayınız.)

HIRKATEPE KÖYÜ -ilkbaharda-

Hırkatepe Köyü - ilkbaharda

Hırkatepe Köyünün kuruluşu ve adının nereden geldiği konusundaki bilgiler Türklerin Anadolu'ya göç etmeleri ve Osmanlı Devletinin kuruluşuna kadar gider. Sultan Alparslan’ın Anadolu’yu fethi sonrasında, Selçuklu yönetimi zamanında da Türk boyları akın akın Anadolu’ya gelmeye devam etmişlerdir. Bunlardan birisi de Gazi Gündüzalp yönetimindeki Kayı boyudur. Önce Haymana civarına yerleşmişler, daha sonra kendilerine Selçuklu Sultanlığı tarafından yurt olarak verilen Söğüt Domaniç Çarşamba'ya geçmişlerdir. Bu göç sırasında Gazi Gündüzalp, kuvvetle muhtemel bir baskın esnasında çıkan muharebede şehit olmuş, mezarının  bulunduğu  yere  Kayı  boyundan  40 kişi
Rum baskını esnasında çıkan muharebede şehit olmuş, şehit olduğu yere gömülmüş, mezarının  bulunduğu  yere  Kayı boyundan  40 kişi bırakılmış, mezara sahip olmaları ve orayı yurt tutmaları sağlanmıştır. Daha sonra Gazi Gündüzalp’in mezarını ziyarete gidenlerin ve gelenlerin Kırka gidelim, Kırka varalım, Kırka’dan geliyoruz demeleri dolayısıyla köyümüzün adı Kırka olarak söylenegelmiş ve benimsenmiştir.
          
HIRKATEPE KÖYÜ -sonbaharda-

Hırkatepe Köyü - sonbaharda

Hırkatepe Köyünün batısında Sekli Köyü(4 km), doğusunda Kaplan Köyü(11 km) ile Zeyve Köyü (13 km), kuzeydoğusunda Kozağaç Köyü(5 km), güneydoğusunda Kuyucak Köyü(16 km) vardır. Kuzeyinde dağlar sıralanmıştır. Bu dağların en yüksek yeri Keltepe(1.840 m.)’dir.

Hırkatepe Köyü Beypazarı İlçesine 24 km, Ankara İline 124 km’dir. Ulaşım gayet kolay ve rahattır. Ankara-Beypazarı arası bölünmüş yol(inşaatı yer yer devam ediyor), Beypazarı-Hırkatepe arası da asfalttır.

Hırkatepe Köyü, Köroğlu Dağlarının uzantısı Aladağ ve Keltepe’nin güney eteklerinin paralelindeki derin vadide yer alır. Vadiye Beypazarı-Hırkatepe Köyü yolu üzerindeki Elmabeli(1.125 m.) geçidi ile ulaşılır. Vadinin üst başlangıcından itibaren sırayla Kaplan, Kozağaç, Hırkatepe ve Sekli Köyleri yer alır. Vadi sonunda Aladağ Çayı’na ulaşılır. Vadinin uzunluğu 12 km kadardır. Kışlar çetin geçtiğinde Elmabeli geçidi -özellikle geceleri- ulaşıma kapanır. Beypazarı’na ulaşım da su boyu tabir edilen vadiden aşağı Hırkatepe Köyü, Sekli Köyü, Karaköy, Uluköy, Davutoğlan Köyü, Çayırhan Beldesi, Beypazarı güzergâhından sağlanır. Bu güzergâhtan Hırkatepe-Beypazarı 40 km’dir.

Hırkatepe Köyü Cumhuriyet öncesi ve ilk yıllarında ‘Kırka Köyü’ olarak anılmış, önce ‘Hırka Köyü’ olarak ve 1964 yılında da resmî kayıtlarda Hırkatepe Köyü olarak bugünkü adını almıştır. Ancak, köy sakinleri nerelisin diye sorulduğunda Kırkalıyım diye cevap verir, çevre köyleri de halen bahsi geçtiğinde Kırka Köyü olarak anarlar.

Kırka Köyünün kuzeybatısında Körpeş Köyü(1 km), güneyinde Tepeköy(600 m.) bulunmakta iken; 1930’lu yıllarda Körpeş Köyü ve Tepeköy’den halk kendi arzusu ile Kırka Köyüne göç etmeye başlamış; Körpeş Köyünden son aile 1960 yılında, Tepeköy’den de son aile 1985 yılında Kırka Köyüne göç etmiştir. Kırka Köyü bu göç olayı neticesinde Hırkatepe Köyü olarak resmî kayıtlarda yerini almıştır. Bunun başlıca sebepleri Kırka Köyünün nüfusunun kalabalık ve sosyal olması, Beypazarı-Dudaş(Depelarkası Köyleri) köy grup yolunun üzerinde olması, köyde sağlık ocağının ve orman muhafazası için telefonun bulunması sayılabilir. Bahse konu göç olayı sadece Kırka Köyüne değil, bir iki hane de olsa çevre köyler ile çoğunlukla Beypazarı İlçesi ve büyük çoğunlukla Ankara İline olmuştur. Kırka Köyü ile Tepeköy ve Körpeş Köylerinin sosyal münasebetleri son derece olumludur. Zira üç köyün ortasında bulunan aşağı mezarlıkta 1958 yılına kadar Cuma Camisi bulunmakta ve üç köyün halkı her Cuma burada Cuma Namazı için bir araya gelmekteydi. Öz tabir edilen ve günübirlik çalışmaya gidilen sulu arazileri ile bayır tabir edilen susuz arazileri de iç içedir. Pek tabii ki akrabalık ve hısımlık bağları da çok güçlüdür. 1920’li ve 1930’lu yıllarda Kırka Köyünün 50–60, Tepeköy’ün 15–20 ve Körpeş Köyünün de 10–15 hane olduğu varsayılır.

Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Beyin dedesi Gazi Gündüzalp’in mezarı Hırkatepe Köyündedir. Bu konudaki tarihi bilgiler özet olarak şu şekildedir; “Ankara’nın batısındaki Karacadağ bölgesinden Söğüt ve Domaniç bölgesine iskân eden Kayılar 400 çadır halkı olup; 13. yüzyılın ikinci yarısında reisleri Gündüz Alp’in oğlu Ertuğrul Bey’dir. (1188–1281) Babası Gündüz Alp’in kabri Ankara taraflarındaki Kızılca Sarayözü civarında, Kırka köyündedir. (2. Büyük Osmanlı Tarihi, Ord. Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı C.1)”

Gazi Gündüzalp’in türbesine tarihte olduğu gibi bugün de hürmet edilmektedir. Türbenin bakımını köyde yaşayan en yaşlı Gündüzalp üstlenmekle beraber; tüm köy halkı türbenin bakım ve onarımında yer almaktadır. Bugün de köyde yaşayan Fatma GÜNDÜZALP ve Zehra GÜNDÜZALP türbenin temizlik başta olmak üzere rutin ihtiyaçları ile ilgilenmektedirler. Gazi Gündüzalp türbesinin eskiyen ahşap+saç yapısı yerine Devlet tarafından taş+beton ile yeni bir bina yaptırılmıştır. (Gazi Gündüzalp türbesinin eski ve yeni halini sitedeki Resim Galerisinden ve Gazi Gündüzalp bölümlünden görebilirsiniz)

Hırkatepe Köyünün en şirin ve şenlikli olduğu yıllar olarak 1945–1975 yılları arası olduğu söylenir. Zira büyük depremde(1939) köyün kaynak suları çoğalmış; başlangıçta bir değirmenlik olan su, üç değirmenlik, bilahare de beş değirmenlik olmuş; yıllar yılı azalan su 2007 yılında da bir değirmenlik olduğu yıllara geri dönmüştür. Bahse konu yıllarda köyde bulunan 3 su değirmeni tarihe karışmış; yerlerini bilen çok az kişi kalmıştır.

Hırkatepe Köyünün sulu arazisinde elma, armut, ceviz, ayva, üvez, erik, kiraz, vişne, patates, soğan, sarımsak, yerelması, kuru ve yeşil fasulye, domates, salatalık, kavun ve karpuz; susuz arazisinde ise buğday, arpa, burçak, fiğ(karayem), mürdümük(imirdik), nohut ve ayçiçeği yetiştirilir. Üzüm bağları da epey geniş bir alanı kaplar.

Köyün şirin ve şenlikli olduğu yıllarda 1000–1200 büyükbaş, 7000–8000 küçükbaş hayvan yetiştirilirken; bugün 40–50 büyükbaş, 800–900 küçükbaş hayvan sayısına düşülmüştür.

Köyümüzün temel geçim kaynağı her köyde olduğu gibi burada da tarım ve hayvancılık olmasına rağmen, köy arazisinin dağlık ve ormanlık olması dolayısıyla tarım ve hayvancılık alanı dardır. Dolayısıyla buna bağlı olarak üretim de azdır. Özet olarak köyde yapılan tarım ve hayvancılık köy halkına hiçbir dönemde yeterli gelmemiştir.

Köy halkının yıllarca esas geçim kaynağı yeraltı linyit kömürü işletmesi olmuştur. Hemen her aileden bir kişi maden ocağında çalışmış, ailenin diğer bireyleri de tarım ve hayvancılık ile meşgul olmuştur. Önce özel işletme olan maden ocağı, bilahare Devletleştirilmiş, sonra tekrar özelleştirilmiş ve kapatılmıştır. Teknolojinin gelişmesi ile Hırkatepe Köyünde bulunan kömürün Nallıhan-Çayırhan Termik Santrali ve Kömür İşletmesi tarafından yeraltından alınmasına başlanmıştır. Köydeki maden işçileri de madenle birlikte devirteslim işlemine tabi olmuşlardır.

        Hırkatepe Köyünde 100–110 olan hane sayısı bugün 25–30 haneye düşmüştür. Kışın daha da azalan hane sayısı yazın da birkaç hane artmaktadır.

        Köyde bulunan ilkokulda 120-130’a kadar ulaşan öğrenci sayısı bugün 1–2 öğrenci sayısına düşmüş; bu öğrenciler de taşımalı ilköğretim uygulaması kapsamında Beypazarı’nda eğitim öğretim görmektedirler.

        Köyün örf, adet, anane ve gelenekleri Beypazarı’nın yaşantısı ile örtüşür. Kapama, güveç, yaprak sarması ve baklava köyün kültürünü yansıtır. Beypazarı kurusu köyde asma yaprağı üzerinde pişirilir.

        Dağlık ve ormanlık köy arazisinde keklik, tavşan, geyik, domuz, kurt ve tilki başta olmak üzere çeşitli av hayvanları bulunur.

ULAŞIM :
Google Earth kml dosyası:

Ankara - Beypazarı Karayolu Haritası;

Ankara - Beypazarı Karayolu Haritası

Beypazarı - Hırkatepe Köy Yolu Haritası;

Beypazarı - Hırkatepe Köy Yolu Haritası

Yazan: Mehmet GÜNDÜZALP 

Kategoriler:  
  E-mail | RSS YorumlarRSS comment feed

BEYPAZARI

13 Temmuz 2009 Pazartesi 17:48 gokaygun

Beypazarı Ankara'nın 100 Km. kuzeybatısında, eski Ankara-İstanbul yolu üzerinde bulunmaktadır. Geçmişte olduğu gibi bugün de Ayaş, Güdül, Nallıhan ve Kıbrısçık İlçelerinin ortasında sosyal, kültürel ve ekonomik merkez olma özelliğini korumaktadır.

Anadolu'nun tarihi seyrine baktığımızda, Beypazarı ilçesine ilk çağda HİTİT, FRİG, GALAT, ROMA, BİZANS, daha sonra da ANADOLU SELÇUKLU ve OSMANLILAR'ın egemen oldukları görülmektedir.

Beypazarı, Roma döneminde, İstanbul'u Ankara ve Bağdat'a bağlayan önemli büyük tarihi geçit yolları üzerinde bulunmaktadır. İlk adı LAGANİA'dır. Bilge UMAR 'ın Türkiye'deki "Tarihsel Adlar" adlı kitabında Lagania' nın anlatımı yapılmış ve 'Kaya Doruğu Ülkesi' anlamına geldiği sonucuna varılmıştır. M.S. 6.yy' a kadar adı Lagania olan Beypazarı'nın adı bu tarihten sonra değişmiştir. M.S. 491–518 yılları arasında hüküm süren Doğu Roma (Bizans) imparatoru Anastasios'un o dönemlerde piskoposluk merkezi olan Lagania' yı ziyaretine atfen şehrin adı, "Lagania-Anastasiopolis" (ANASTASİOS kenti) olarak değişiyor.

Türklerin Sultan Alparslan komutasında Anadolu'ya girmesinden kısa bir süre sonra Marmara'ya ulaşmaları ile Beypazarı da ilk Türk akıncıları ile karşılaşmıştır. Selçuklu yönetimindeki Beypazarı, konum itibarı ile sık sık göç eden Türkmen boylarına yurt olmuştur. Bu boylardan en önemlisi Kayı boyudur. Selçuklu Sultanlığı'nın kendilerine yurt olarak yer gösterdiği bu Türk boyu, Gazi Gündüzalp yönetiminde ilk önce Ankara civarına yerleşmiştir. Osmanlı Devleti'nin kurucusu olan Osman Bey'in dedesi Gazi Gündüzalp'in mezarının Beypazarı'nın Hırkatepe köyünde olduğu bilinmektedir.

Selçuklular döneminde Beypazarı, İstanbul-Bağdat yolu üzerinde önemli bir ticaret merkezi olmuştur. Beypazarı, Orhan Bey'in Ankara'yı alması ile Hüdavendigar (Bursa) Sancağı'na bağlanarak Osmanlı yönetimine geçmiştir. Beypazarı 1868 yılından itibaren siyasi yönetiminde yer değişikliği ile Ankara'ya bağlı bir kaza olarak önemini sürdürmüştür.

Osmanlı Devleti'nin toprak rejimi ve askeri sisteminin bel kemiğini oluşturan Tımarlı (Anadolu) Sipahi Merkezleri'nden birisi olan Beypazarı; yöredeki Sipahi Beyi'ne ve ticari, ekonomik hayatın yoğunluğuna istinaden BEĞ BAZARI diye adlandırılmıştır.

Daha Fazla Bilgi İçin; Beypazarı Kaymakamlığı
  Beypazarı Belediyesi

   

  


Yazan: Mehmet GÜNDÜZALP

Kategoriler:  
  E-mail | RSS YorumlarRSS comment feed

KELTEPE

13 Temmuz 2009 Pazartesi 17:46 gokaygun

Köroğlu sıradağlarının güneydeki ilk sırası üzerinde bulunan Keltepe 1.840 m. yüksekliktedir.

Keltepenin üzerinde bulunduğu dağ sırasını, doğuda Doğanyurt ve Köstköy arasında bulunan geçit, batıda Aladağ çayı kısmen ayırarak, çevre köylerin DEPEL dedikleri dağı ortaya çıkarır. Depel Dağı doğudan batıya doğru alçalır.  Doğu uçundaki geçit 1.560 m. iken batıda Aladağ çayında seviye 600 m. kadardır. Depel’in doğudaki en yüksek noktası Keltepe 1.840 m. batıdaki burun adı verilen tepe de 1.680 m. yüksekliktedir.

Keltepeye yamaç paraşütü merkezi yapılması planlanmış; Keltepeden (1.840 m.)  havalanan paraşütçülerin Hırkatepe Köyünün Çaypınar mevkiine (960 m.) inmesi düşünülmüştür. Çalışmaların devam ettiği bu proje çevre köylere ve turist yoğunluğu zaten var olan Beypazarı’na da ayrı bir renk katacaktır.

Keltepenin rüzgar santrali yapılmasına uygun olduğu söylenmişse de, bu alanda bugüne kadar hiçbir adım atılmamıştır.
Depel dağının yamaçlarında ve eteklerinde debisi az veya çok su kaynakları vardır. Çevre köylerde yaşayan halk tarafından bu su kaynaklarına başlangıçta ağaçtan bilahare metal-plastik ve betondan çörten-oluk ve yalak yapılarak insanların ve hayvanların hizmetine sunulmuştur. Akan buz gibi sulara çam ağacının kokusu ayrı bir lezzet katmış, içmeye doyulamamıştır. Debisi çok olan kaynaklarla çevre köyler sulu tarım yapmakta ve meyve bahçelerini sulamaktadırlar. 2000’li yılların başından itibaren yurdumuzu etkileyen kuraklık Depel dağının çevresindeki suları da azaltmış hatta birçoğunu kurutmuştur.

Depel dağının güney yamacında, doğudan batıya, Doğanyurt, Kaplan, Kozağaç, Hırkatepe ve Sekli, güney yamacında, doğudan batıya, Nuhhoca, Yıldız ve Dudaş köyleri yer alır. Anılan bu köyler başta olmak üzere yakın çevre köyleri de Depel’i otlak/yaylak olarak kullanırlardı. Büyükbaş hayvanların gücünden yararlanıldığı 1990 yılına kadar, baharın başlangıcına dağa salınan öküzler işlerin başladığı mayıs sonunda köye geri getirilir, danalar ise sonbahar ortalarına kadar Depelde bırakılırdı. Satılırken de tanıtımı ‘yayla malı’ tabiri ile yapılırdı. Yayla malının eti lezzetli ve pek tabii ki kıymetli olurdu. Küçükbaş hayvanlar çoban nezaretinde dağda otlatıldığı halde büyükbaş hayvanların çobanı bulunmazdı. 1500-1600 metreden sonra çam ve diğer ağaçların yetişmediği, çoban yastığı, yandak ve diğer otların olduğu Depel dağının bu yüksek kısmına Keltepe denilmiştir. Dağda yaylakta olan büyükbaş hayvanlar geceyi ormanın dışında, Depel dağının bu kel kısmında geçirerek kendilerini yırtıcılardan korurlardı. Dağda yaşamayı danalar öküzlerden öğrenir, öküzler danaları korurdu.

(Not: Fotoğrafların orjinal hallerini görmek için üzerlerine tıklayınız.)

KELTEPENİN ÇAYPINARDAN GÖRÜNÜŞÜ

Keltepenin Çayırpınardan Görünüşü

Depel dağında sarıçam, karaçam, ardıç, çakırga, ıhlamur, fındık, alıç ve dağeriği vardır. Kuzey yamacı ağaç bakımından güneye göre daha gürdür. Köylüler yakacak ihtiyaçlarını bu dağdan karşılarlar. Son birkaç yıldır da Orman İşletme Müdürlüğü tarafından dağda kesim başlatılmış, halen devam etmektedir.

KELTEPENİN ELMABELİNDEN GÖRÜNÜŞÜ

Keltepenin Elmabelinden Görünüşü

Depel dağında keklik, tavşan, geyik, domuz, kurt, çakal ve tilki başta olmak üzere çeşitli av hayvanları bulunur; eskiden ayı olduğu anlatılsa da gören veya izine rastlayan olmamıştır.

10/02/2009

Yazan: Mehmet GÜNDÜZALP

Kategoriler:  
  E-mail | RSS YorumlarRSS comment feed

HAYME ANA

10 Temmuz 2009 Cuma 13:46 gokaygun

Hayme Ana Osman Bey'in babaannesi, Ertuğrul Gazi'nin annesi, Gazi Gündüzalp'in eşidir.

Türk boyları göç esnasında değişik yönleri ve yolları tercih etmişlerdir. Kayı boyu da dokuzuncu asırdan sonra Aral havzasından hareket edip Ceyhun’u geçerek Horasan’a, oradan Azerbaycan ve Ahlât’a, oradan da Hasankeyf ve Harput’a daha sonra da I. Alaeddin Keykubad (1219–1236) tarafından kendilerine verilen Ankara’nın batısındaki Karacadağ bölgesine bilahare de   III. Gıyaseddin Keyhüsrev (1264–1283) tarafından kendilerine kışlık ve yazlık olarak tahsis edilen Söğüt ve Domaniç bölgesine vararak 3500 km. kadar olan göçü tamamlamışlardır.

Kayı boyu bahsedilen göçü onücüncü yüzyılın ikinci yarısında 400 çadır ile boy beyi Gazi Gündüzalp yönetiminde yapmıştır.

Gazi Gündüzalp’in eşi Hayme Ana olup; Sungurtekin, Gündoğdu, Ertuğrul ve Dündar adında dört oğlu vardır.

Anılan göç sırasında Gazi Gündüzalp Ankara’nın Beypazarı İlçesi Hırkatepe Köyü’nde bir baskın sırasında şehit olmuştur. Mezarı buradadır ve tarih boyunca korunarak adına yakışır şekilde türbe haline getirilmiştir. Köy halkı askere gönderdikleri gençlerini hep birlikte buradan uğurlamış, hacet bayramı ve yağmur duası törenlerini burada yapmışlardır. Bu töre bugün de böyledir.
Hırkatepe Köyü göç yolu üzerinde, Köroğlu Dağlarının uzantısı Aladağ ve Keltepe’nin güney eteklerinin paralelindeki derin vadidedir. Baskın yeri olarak uygundur. Hırkatepe Köyü’ne Elmabeli(1.125 m.) geçidi ile ulaşılır. Gazi Gündüzalp şehit olduğu yerde toprağa verilmiş, mezarının bulunduğu yere Kayı boyundan 40 kişi bırakılmış, mezara sahip olmaları ve orayı yurt tutmaları sağlanmıştır.

Daha sonra Gazi Gündüzalp’in mezarını ziyarete gidenlerin ve gelenlerin Kırka gidelim, Kırka varalım, Kırka’dan geliyoruz demeleri dolayısıyla köyün adı Kırka olarak söylenegelmiş ve benimsenmiştir. Cumhuriyet öncesi ve ilk yıllarında ‘Kırka Köyü’ olarak anılan köy, önce ‘Hırka Köyü’ ve 1964 yılında da resmî kayıtlarda Hırkatepe Köyü olarak bugünkü adını almıştır. Ancak, köy sakinleri nerelisin diye sorulduğunda Kırkalıyım diye cevap verir, çevre köyleri de  bahsi geçtiğinde halen Kırka olarak anarlar.

Gazi Gündüzalp’ten sonra Kayı boyunu Hayme Ana ve oğlu Ertuğrul selametle göç ettirmiştir. Her Türk Hayme Ana’yı ana bilmiştir. Hayme Ana oğlu Ertuğrul Gazi’ye rehber olmuş, torunu Osman Beyi de BEY olarak yetiştirmiştir. Osman Bey de adını verdiği büyük Türk Devletini kurmuştur. Hayme Ana'ya türbe yapılmış, Ankara'nın bir ilçesine <Haymana> adı verilmiştir.

Kütahya İli Domaniç İlçesi Çarşamba Köyünde Eylül ayının ilk haftası pazar günü her yıl törenlerle anılmaktadır


Hayme Ana ve Osman Bey;

Hayme Ana ve Osman Bey

Hayme Ana Türbesi;
 
Hayme Ana Türbesi

Bilecik, Söğüt ve Domaniç;

Bilecik, Söğüt ve Domaniç

Domaniç ve Çarşamba

Domaniç ve Çarşamba


Yazan: Mehmet GÜNDÜZALP    

Etiketler:   , , , , , ,
Kategoriler:  
  E-mail | RSS YorumlarRSS comment feed